ANASAYFA

 

Hazin Netice

Müşrikler, daha fazlasını yapamayacakları kanaatine varınca, derlenip toparlanan nıücâh idler karşısında tekrar bir hezimetle karşı karşıya gelmemek için, en uygun yolun geri çekilmek olacağını hesapladılar ve mağrur bir eda ile geri çekildiler.

Netice, gerçekten hazin, ibretli ve düşündürücü idi.

Harbte, mücâhidlerden 70 şehid düşmüştü. Bunlar arasında Hz. Hamza, Hz. Mus'ab b. Umeyr gibi çok güzide sahabîler de bulunuyordu. Ebû Dücâne, Nesibe Hâtûn gibiler, Resûli Kibriya'yı muhafaza etmeye çalışırlarken vücudları delik deşik olmuştu.

Harbin ilk safhasında mücâhidlere gülen parlak muzafferiyet, Hz. Resûlullah'ın emir ve talimatına riâyet etmeyen okçulardan bir kısmının yerlerini terk etmeleriyle bir anda hazin ve acı bir mağlûbiyete inkılâb etmiş, Uhud, Müslümanların kanıyla boyanmıştı. Peygamber Efendimizin, "O bizi sever, biz de onu severiz." buyurduğu Uhud'u bir hüzün bulutu kaplamıştı.

Peygamberimizin Kayalığa Doğru Çıkması

Peygamber Efendimiz yaralıydı, yorgundu. Kendi başına yürüyecek kuvveti kalmamıştı. Sa'd b. Muaz ve Sa'd b. Ubade'ye dayanarak, Müslümanların sığındığı Şi'b'deki kayalığa doğru çıktı. Burada dinlenmek, yorgunluğunu gidermek istiyordu. Bir müddet yürüdükten sonra, bu takatten de mahrum kaldı. Üzerindeki iki zırh ise, oldukça ağırlık yapıyordu. Bu sırada Talha b. Ubeydullah yere çöktü. "Buyur yâ Resûlallah... Ben kuvvetliyim." diyerek Peygamber Efendimizi sırtına aldı ve kayalığa kadar taşıdı.

Resûli Ekrem, kanlar içinde kalan yüzünü gözünü burada suyla yıkadı ve başına su döktürdü.

Peygamberimizin, Übeyy b. Halefi Öldürmesi

Bedir Harbinden önceydi.

Resûli Kibriya Efendimiz harb sahasında dolaşırken, "Burası Ebû Cehil'in, burası Utbe'nin, burası Ümeyye'nin, buralar da filân ve filânın öldürülecekleri yerlerdir. Übeyy b. Halefi de, ben kendi elimle öldüreceğim!" buyurmuştu.

Peygamberimizin sığındığı Uhud mağarası

Bedir'de haber verdiği gibi, Ebû Cehil, Utbe ve Ümeyye b. Halef, mücâhidler tarafından gösterilen aynı yerlerde öldürülmüşlerdi. Geriye Übeyy b. Halef kalmıştı. Bu adam Kureyş'in ileri gelenlerinden biri idi. Peygamberimize her karşılaşmasında, "Ey Muhammedi.. Bir atım var. Her gün ona 16 ölçek darı yedirip besliyorum. Bir gün gelir, onun sırtında olduğum hâlde seni öldürürüm!" derdi.

Peygamber Efendimizin ise, bu azgın ve şaşkın adama cevabı sâdece şu oluyordu:

"Belki, inşallah, ben seni öldürürüm!"169

İşte, Übeyy b. Halef, Bedir'de mücâhidler tarafından canı Cehennem'e yollanan kardeşi Ümeyye'nin intikamını almak ve Peygamber Efendimizin vücudunu ortadan kaldırmak üzere yemin ederek Uhud'a çıkıp gelmişti.

Hz. Resûlullah'ın Şib'e doğru çıktığı sırada idi.

Übeyy'in gelmekte olduğu görüldü. Mekke'de günde 16 okka darıyla beslediği atının üzerindeydi. İntikam dolu bakışlarla Peygamberimize yaklaşıyordu. Bunu fark eden sahabîler, önüne çıkıp hesabını görmek istediler. Ancak, Hz. Resûlullah, "Bırakın, gelsin." diyerek, mücâhidlerin karşı çıkmasına mâni oldu. Resûli Ekrem'e oldukça yaklaşan bu azgın müşrikin ağzından, "Ey Muhammedi.. Sen kurtulursan, ben kurtulmayayım!" lâfları dökülüyordu.

Bu sözleri duyan Resûli Kibriya Efendimiz, bir anda celallendi. Elindeki mızrağıyla, heybet ve haşyet verici adımlarla hasmının üzerine yürüdü. Übeyy, bir anda şaşkına döndü. Hz. Resûlullah'ın heybet ve haşyet verici tavrı karşısında duramayıp geri kaçmaya başladı. Peygamber Efendimiz peşini bırakmıyor ve arkasından, "Nereye kaçıyorsun ey yalancı?.." diye sesleniyordu.Bu kaçışla Übeyy kendini kurtaramadı. Peygamber Efendimizin fırlattığı mızrak, miğferle zırhı arasındaki kısma saplandı ve Übeyy, sığır böğürmesi gibi böğürerek atından yere yuvarlandı.

Müşrikler, yaralı hâlde onu alıp götürdüler, Yarasından kan akmıyordu. Ağrısına sızısına zor dayanıyordu. Zaman zaman arkadaşlarına, "Vallahi, Muhammed beni öldürdü!" diyordu.

Arkadaşları bu sözünü ciddîye almıyorlar ve yarasının önemsiz olduğunu ifade ederek tesellî etmeye çalışıyorlardı. Ne var ki, Übeyy, kurtulamayacağını anlamıştı. Arkadaşlarına, "O bana (Mekke'de) 'Seni öldüreceğim.' demişti. Vallahi, o benim üzerime tükürse, yine beni öldürür!"170 dedi.

Übeyy b. Halef, bir gün bile yaşamadan "Susadım, susadım!" çığlıkları arasında ölüp gitti. Resûli Kibriya'nın, Allah'ın izniyle, istikbâlden haber verdiği bir mucizesi de böylece tahakkuk etmiş oldu.

Peygamberimizin Vücudunu Ortadan Kaldırmak İçin And İçenlerin Belâlarını Bulmaları

Müslümanlarnı bozulup dağılmaya yüz tuttukları bir sıradaydı.

Azılı müşriklerden Abdullah b. Şihabı Zührî, Utbe b. Ebî Vakkas, Abdullah b. Kamia ve Übeyy b. Halef, bir araya gelerek, Peygamber Efendimizin hayatına son vermek için sözleşip and içmişlerdi.171

Resûli Kibriya Efendimiz, bu dört azılı müşrik hakkında, "Allah'ım, onların hiçbirisi senesine ulaşmasın!" diye dua etti. "Vallahi, Resûlullah'ı vuran veya yaralayanlardan hiçbirinin üzerinden yıl geçmedi."

Bunlardan biri olan İbni Şihab'ı, Mekke yolunda ak benekli, dişi bir yılan ısırıp öldürdü.

Übeyy b. Halefi, Peygamber Efendimiz bizzat kendi eliyle öldürdü.

Utbe b. Ebî Vakkas'ı, Hatıb b. Ebî Beltea öldürdü.

Resûli Kibriya Efendimizin yüzünü yaralayan İbni Kamia ise, Uhud'dan Mekke'ye döndükten sonra davarlarının yanına gitti. Dağın en yüksek tepesinde davarını buldu. Önünü kesip tutmak isteyince, bir koç üzerine yürüyerek onu boynuzlarıyla toslaya toslaya didik didik edip parçaladı.172

EBÛ SÜFYAN'IN SESLENİŞİ

Müşrik ordusu, harb sahasından yavaş yavaş çekiliyordu. Kumandan Ebû Süfyan, muharebe meydanında bir tur attıktan sonra, kayalıklara çıkmış bulunan mücâhidlerin yanına geldi ve, "Müslümanlar arasında Muhammed var mı?" diye seslendi. Bu sorusunu üç kere tekrarladığı hâlde Peygamber Efendimiz, "Cevap vermeyiniz." buyurdu. Bu sefer Ebû Süfyan, "Aranızda Ebû Bekir var mı?" diye sordu. Hz. Resûlullah yine cevap verilmesine müsaade etmedi. Kureyş reisi bu sefer, "Aranızda Ömer yok mu?" diye sordu. Peygamber Efendimiz yine cevap verilmesini istemedi. Bunun üzerine Ebû Süfyan adamlarına dönerek, "Herhalde bunların hepsi öldürülmüş. Sağ olsalardı elbette cevap verirlerdi." diye bağırdı.

Son konuşması karşısında Hz. Ömer dayanamadı ve ayağa kalkarak yüksek sesle, "Yalan söylüyorsun, ey Allah'ın düşmanı, vallahi yalan! Söylediklerinin hepsi sağdırlar ve işte buradadırlar." dedi.

Bundan sonra Ebû Süfyan ile Hz. Ömer arasında şu konuşma geçti:

Ebû Süfyan: "HübeFin sânı yüce olsun!"

Hz. Ömer (Peygamberimizin emriyle): "En büyük ve en yüce olan, Allah'tır!"

"Bizim Uzza'mız var, sizin yok!"

"Bizim Mevlâmız Allah'tır. Sizin Mevlânız yok!"

"Bir gün yenildik, bir gün yendik! Bir gün üzüldük, bir gün güldük! Hanzala'yı Hanzala'ya karşı, filânı filâna karşı öldürdük!"

"Biz sizinle bir değiliz. Bizim öldürülenlerimiz Cennet'te, sizinkiler ise Cehennem'dedir."

Bu sefer Ebû Süfyan tekrar asıl maksadına geldi ve Hz. Ömer'e, "Ey Ömer!.. Allah aşkına doğru söyle! Muhammed'i öldürdük mü?" diye sordu.

Hz. Ömer, "Hayır... Vallahi, onu öldürmediniz. O şimdi söylediklerinizi dinliyor!" diye cevap verdi.

Hz. Ömer'e itimadı olan Ebû Süfyan, Peygamberimizin hayatta olduğuna inanmıştı artık... Ayrılıp gidecekleri sırada ise şöyle bağırdı:

"Gelecek yıl, sizinle Bedir'de buluşup çarpışmaya söz veriyoruz!"

Hz. Ömer, Allah Resulüne baktı. Kanaatini beyan etmesini bekledi. Kendisinden, "Olur! İnşallah, orası bizimle sizin buluşma yerimiz olsun." emri gelince, Hz. Ömer,

"Olur!" diye cevap verdi.173

PEYGAMBERİMİZİN, ŞEHİDLER ARASINDA DOLAŞMASI

Uhud Dağı, Uhud şehiclleri ve Hz. Hamza'nın kabri

Düşman kuvvetler, harb meydanını terk edip Mekke'ye doğru hareket edince, Peygamber Efendimiz mücâhidlerle birlikte çıktığı kayalıktan indi. Cesetleriyle yerde yatan, fakat ruhlarıyla yüksek âlemlerde pervaz eden şehidler arasında dolaştı. Gönlü hüzünle doluydu. Kadere teslimiyetin verdiği inşirah olmasaydı manzara seyredilecek gibi değildi. En güzide sahabîlerini kaybetmişti. Kureyş müşrikleri şehidler hakkında vahşîce muamelelerde bulunmuşlardı. Çoğunu parça parça ederek tanınmaz hâle getirmişlerdi. Onların arasında durdu. İçler parçalayıcı manzarayı bir müddet hüzünle seyrettikten sonra, "Ben, Kıyamet Gününde, şu şehidlerin Allah yolunda canlarını feda ettiklerine şâhidlik edeceğim." buyurdu. Daha sonra ashabına dönerek, "Bunları, kanlarıyla sarıp gömünüz! Allah yolunda çarpışarak yara alanlar, Kıyamet Gününde Mahşer'e yaralan kanayarak geleceklerdir. Kanlarının rengi kan rengi, ama kokuları mis kokusu gibi olacaktır." diye ferman etti.174

Peygamberimiz, Hz. Hamza 'nıtı Cesedi Başında

şehidler arasında Efendimizin amcası kahraman sahabî Hz. Hamza da vardı. Kamı yarılmış, ciğeri çıkarılmış, burnu ve kulakları kesilmiş, cesedi parça parça edilmişti. Zor tanınıyordu. Onun mübarek cismini gören Resûli Kibriya Efendimiz, öylesine üzüldü, öylesine elem duydu ki, bir anda gözlerinden yaşlar boşandı. O âna kadar öylesine mahzun olduğu görülmemişti. "Seyyidü'şşüheda [şehidlerin Efendisi]" olan bu cesaret âbidesi şahabının cesedi başında durdu. Gözyaşları arasında ona şöyle seslendi:

"Ey Hamza!.. Hiçbir zaman, hiçbir kimse senin gibi böyle bir musibete uğramamış ve uğramayacaktır! Benim için bundan daha büyük bir musibet olamaz!

"Ey Resûlullah'ın amcası Hamza!.. Ey Allah'ın ve Resulünün arslanı Hamza!.. Ey hayırlar işleyen Hamza!.. Ey Resûlullah'a koruyucu olan Hamza!.. Allah, sana rahmet etsin! Eğer senden sonra yas tutmak gerekseydi, sevinmeyi bırakıp sana yas tutardım!"175

O esnada, Medine tarafından, tozu dumana kata kata birinin gelmekte olduğu görüldü. Yaklaşan, bir kadın idi. Hz. Hamza'nın anne baba bir kardeşi olan Hz. Safiyye idi bu... Kardeşinin durumunu öğrenmek istiyordu. Önüne gelene Hz. Hamza'nın nerede olduğunu, kendisine nelerin yapıldığını soruyordu.

Hz. Resûlullah, yaklaşmakta olduğunu görünce, oğlu Hz. Zübeyr b. Avvam'a, "Annene söyle: Geri dönsün, kardeşinin cesedini görmesin." diye emretti.

Hz. Zübeyr, annesini karşıladı. "Anneciğim!.. Resûlullah, 'Geri dönsün.' diye emretti!" dedi.

Hz. Safıyye, "Eğer ona yapılanı görmemek için döneceksem, ben zâten kardeşimin cesedinin kesilip biçildiğini öğrenmişim. O, bu musibete Allah yolunda uğramıştır. Biz, Allah yolunda bundan daha beterine de razıyız. Sevabını Allah'tan bekleyeceğiz. İnşallah sabredip katlanacağız."176 diye kahramanca cevap verdi.

Hz. Zübeyr, gelip durumu haber verince, Efendimiz, Hz. Safıyye'nin, kardeşi Hz. Hamza'yı görmesine müsaade buyurdu.

Hz. Safıyye, Şehidlerin Efendisi olan kardeşinin yanına vardı, başucunda oturdu, sessizce ağlamaya başladı. Yanında duran Resûli Ekrem Efendimiz de bu manzara karşısında gözyaşlarını tutamadı. Bu hazin ve ibretli manzaraya Hz. Fâtıma da gelip gözyaşlarıyla katılınca, ortalığı bir başka duygulu, içli ve acıklı hava kapladı. Allah'ın kaderine gönülden tereddütsüz teslim olmuş Hz. Safıyye, musibete karşı sabrın ifadesi olan "İnnâ lillah ve innâ ileyhi raciûn." âyeti kerimesini okudu, azîz kardeşine de Allah'tan rahmet ve mağrifet dileğinde bulundu.177

O esnada Hz. Cebrail geldi; Peygamber Efendimize, Hz. Hamza'nın göklerde, "Allah'ın ve Resûlullah'ın Arslanı" diye yazılmış olduğunu haber verdi. Resûli Ekrem, bu müjdeyi Hz. Safıyye'ye iletti.178

Abdullah b. Cahş 'in Başına Gelenler

Muharebenin şiddetli gününde Abdullah b. Cahş ile Sa'd b. Ebî Vakkas Hazretleri, bir kenara çekilip Cenâbı Hakk'a dua etmişlerdi. Sa'd, "Yâ RabbiL Bir büyük düşmana rastgelip cenk ederek ona galib ve muzaffer olayım!" diye dua etmişti. Abdullah b. Cahş (r.a.) ise, onun duasına "Âmin." dedikten sonra, "Ben de bir büyük düşmanla karşılaşayım, onunla çarpışayım ve sonunda şehid olayım. Burnum ve kulaklarım kesilsin. Yarın Mahşer Gününde Cenâbı Hakk bana, 'Burnun ve kulakların nerede kesildi?' diye sorunca, 'Yâ Rabbi!.. Senin ve Resulünün yolunda kesildi.' diye cevap vereyim." şeklinde dua etmişti.

Şehidler arasında Abdullah b. Cahş da vardı ve aynen, dua ettiği gibi burnu ve kulakları kesilmişti. Bunu gören Sa'd b. Ebî Vakkas hayretini gizleyemedi.

Peygamberimiz, Mus 'ab b. Umeyr 'in Cesedi Başında

şehidler arasında İslâm Ordusunun sancaktan Hz. Mus'ab b. Umeyr de vardı. Resûli Ekrem Efendimiz, onun yanına vardı, "Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allah'a verdikleri sözde sadâkat gösterdiler. Onlardan bazıları şehid oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehid olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler." mealindeki âyeti kerîmeyi okudu.179

Hz. Mus'ab'a kefen olacak bir şey bulamamışlardı. Üzerinde kaftanı vardı. Sahabîler, bu kaftanını baş tarafına örttüklerinde ayak tarafı açılıyor, ayak tarafına çektiklerinde ise baş tarafı açılıyordu. Resûli Kibriya Efendimiz, bu durumu görünce, "Baş tarafını kaftanı, ayaklarını ise ızhır otu (bir çeşit kokulu ot) ile örtünüz." diye emretti.Allah yolunda, Resûlullah ve İslâm uğrunda her fedakârlığı göstermek, her meşakkati göze almak ve sonunda şehid olmak, şehid olduktan sonra ise örtülecek kefenden bile mahrum kalıp ottan kefene sarılmak!.. İbret ve şeref dolu bir sahne!

Bütün bunlardan sonra Resûli Ekrem Efendimiz, şehidlerin namazlarını kıldı. O zaman, Uhud şehidlerinin namazlarının kılınmadığı, defnedildikten sekiz sene sonra kılındığı da rivayet edilmiştir.180

Daha sonra Peygamber Efendimiz, üzerlerindeki silâh ve zırhları çıkarıldıktan sonra şehidlerin kanları ve kanlı elbiseleri ile gömülmelerini emretti. Sahabîler, "Yâ Resûlallah, önce hangilerini defnedelim?" diye sordular. Resûli Ekrem, "En çok Kur'ân bileni önce defnediniz." buyurdu.181

HZ. ALİ'NİN KEŞFE GÖNDERİLMESİ

Resûli Ekrem, müşriklerin Medine üzerine yürüyüp, kadınlarla çocukları yok etmelerinden endişe duyuyordu. Bunun için düşmanın gerçekten Mekke'ye gidip gitmediğini öğrenmek istiyordu. Hz. Ali'yi huzuruna çağırdı ve, "Git, müşrikleri takib et! Gör bakalım, ne yapıyorlar, ne yapmak istiyorlar? Eğer onlar develerine biniyor, atlarını ise yedeklerine alıyorlarsa, Mekke'ye dönmek istiyorlar demekti; şayet, atlara biniyor, develeri sürüyorlarsa, niyetleri Medine'ye yürümektir." diyerek kendisini keşfe memur kıldı.

Müşrikleri takibe çıkan Hz. Ali, develere bindiklerini, atlarını ise yedekte götürdüklerini gördü. Gelip durumu Resûli Ekrem'e haber verdi.

PEYGAMBERİMİZİN HARB SONRASI DUASI

Şehid sahabîler defnedildikten sonra, Resûli Ekrem Efendimiz, mücâhidlerle birlikte Medine'ye dönmek üzere harekete geçti. Harre mevkiine geldiğinde, ordusunu durdurarak Rabbi Rahîmine şu içli niyazı yaptı:

"Allah'ım!.. Hamd ve sena ancak Sanadır.

"Allah'ım!.. Senin açıp yaydığını dürecek, Senin durduğunu de açıp yayacak, hiçbir kuvvet yoktur. Senin dalâlette bıraktığını hidâyete erdirecek yok, Senin hidâyete erdirdiğini de saptıracak yoktur. Senin vermediğini kimse veremez ve Senin verdiğini de kimse engelleyemez.

"Allah'ım!.. Rahmet ve bereketini, fazl ve keremini bize aç, yay üzerimize!..

"Allah'ım!.. Ben, yoksul olduğum günde senden nîmet, korkulu olan günde de emniyet dilerim!

"Allah'ım!.. îmanı sevdir bize!.. Kalblerimizi îmanla süsle! Küfür, isyan ve tuğyandan nefret ettir bizi!.. Din ve dünyamıza zararlı olan şeyleri bilenlerden, doğru yola erenlerden eyle bizi!..

"Allah'ım!.. Bizleri, Müslüman olarak yaşat, Müslüman olarak öldür! Bizi, sâlihler ve iyiler zümresine kat; ki onlar, ne şeref ve haysiyetlerini kaybedenler ve ne de dinlerinden dönenlerdir.

"Allah'ım!.. Senin Peygamberini yalanlayan, Senin yolundan yüz çeviren, Peygamberinle savaşan kâfirlerin cezalarını ver, onlara hak ve gerçek olan azabı indir!"182

Fahri Kâinat'in bu içli, hazin ve düşündürücü duasına mücâhidler de "âmin"lerle katılıyorlardı.

Cenâbı Hakk, Sevgili Resulünün bu duasını kabul buyuracak, İslâm dininin düşmanlarını kısa zamanda mahvü perişan edecektir!

MEDİNE'YE DÖNÜŞ VE KARŞILANIŞ

Ensâr kadınları Medine sokaklarına dökülmüşlerdi; gelen orduyu seyrediyorlar, Hz. Resûlullah'ın sağ salim gelip gelmediğini öğrenmek ve görmek istiyorlardı. İslâm Ordusu 7 Şevval Cumartesi günü akşamüzeri Medine'ye giriyordu. Kadınlar, şehid olan erkekleri için ağlıyorlardı. Bunu duyan Resûli Ekrem'in de gözlerinden yaşlar aktı.

Sadâkatin Böylesi

Atı üzerinde bulunan Peygamber Efendimize bir kadın yaklaştı. Bu kadın, Efendimizin atının dizginini elinde tutan Sa'd b. Muaz'ın annesi Ubeyd kızı Kebşe idi. Uhud'da oğlu Amr b. Muaz'ı şehid vermişti. İçi acıyla buruk buruktu. Resûli Ekrem'e iyice yaklaştı, onun nurânî sımasına başını kaldırıp baktı ve, "Babam anam sana feda olsun yâ Resûlallah!.. Seni sağ salim gördüm. Sen sağ salim olunca hangi felâkete uğrarsam uğrayayım bana hiç gelir!" diye konuştu.

Bu cümleler, gerçek îmanın ve Resûli Ekrem Efendimize sonsuz sadâkatin ifadesiydi. Şehid düşen oğlunu sormuyor, Hz. Resûlullah'ın sağ salim dönmesinden dolayı hadsiz sevinç duyuyordu.

Resûli Ekrem de, bu kahraman İslâm kadınına şehid olan oğlundan dolayı taziye diledi ve, "Ey Sa'd'ın annesi (Sa'd b. Muaz)!.. Sana ve onun ev halkına müjdeler olsun ki, onlardan şehid düşenlerin hepsi Cennet'te toplandılar ve birbirlerine arkadaş oldular. Onlar, ev halklarına da şefaat edeceklerdir." buyurdu; sonra da, Kebşe Hâtun'un arzusu üzerine, ev halkına şu duada bulundu:

"Allah'ım!.. Onların kalblerinde bulunan üzüntüleri yok et; geri kalanlarını da, geride kalmışların en hayırlısı kıl!"

Kalbi Nübüvvet iksiriyle temas hâlinde olan sahabînin, Allah ve Resulü için göze alamayacağı fedakârlık, zahmet ve meşakkat yoktu. Öz evlâdını da kaybetse, bu yolda yine sabırlı, yine mütehammil olurdu. Zîra, İslâm dâvasının ancak fedakârlıklar, feragat ve meşakkatlerle yücelebileceğini gayet iyi biliyordu. İslâm uğrunda, Resûlullah uğrunda gösterilecek fedakârlıkların, Allah katında en makbul fedakârlık olduğunun derin şuurunda idiler. Onun içindir ki Kâinatın Efendisi, onlar hakkında şöyle buyurmuştur:

"Cenâbı Hakk, ashabımı—nebî ve resuller hâriç—bütün âlemin üzerine üstün ve seçkin kıldı!"183

Peygamberimiz Hânei Saadetinde

Uhud'dan dönen sahabîler, mağlûbiyetin kalblerinde meydana getirdiği acı ve buruk bir hava içinde evlerine dağılırken, Peygamber Efendimiz de Hânei Saadetine gitti. Kızı Hz. Fâtıma'ya kılıcı Zûlfıkâr'ı uzatarak, "Yavrucuğum, al bunun kınını yıka. Vallahi, o, bugün yapacağı vazifeyi bîhakkın yaptı!" buyurdu.184

Kâinatın Efendisi, ümitli idi. Tattığı bu acı mağlûbiyetten dolayı asla me'yus değildi. Hak ve hakikatin er geç şerre ve bâtıla galib geleceğini çok iyi biliyordu. Kızı Hz. Fâtıma'ya söylediği, "Allah, fethi bize nasîb edinceye kadar, müşrikler bizi bir daha böyle bir musibete uğratamayacaklardır."185 ümit dolu sözleri bu gerçeği aksettiriyordu.

Medine'ye gelen Peygamberimiz, hâlâ müşrik tehlikesinden emin değildi. Yarı yoldan dönüp şehre ânî baskın yapma tehlikeşi her an muhtemeldi. Bu sebeple bütün gece Müslümanlar, Hânei Saadet'in kapısında nöbet tuttular.

Peygamberimizin Bir Yetimi Evlâd Edinmesi!

Uhud mağlûbiyeti neticesinde birçok Müslüman kadın dul kalmış, birçok anne ciğerparelerini kaybetmiş ve birçok çocuk da yetîm kalmıştı. Hepsi de, acılarını dindirmek, üzüntülerini giderip ruhlarını teselliye kavuşturmak için Peygamber Efendimize koşuyorlardı. O da, onların dertlerine derman olmaya çalışıyordu.

Büceyr isminde melek yüzlü bir çocuk da, yarasının sarılması için Efendimize koşanlar arasındaydı. Uhud'da babası Akrabe şehid olmuştu. Hz. Resûlullah'ın huzuruna babasız kalmanın verdiği ızdıraptan ağlayarak girmiş, onun şefkat ve merhamet duygularını coşturmuştu.

Resûli Ekrem, Büceyr'in derdine derman oldu. "Ey sevimli çocuk!.. Ne diye ağlayıp duruyorsun? Sus, ağlama! Baban ben, annen de Âişe olursa razı olmaz mısın?" dedi.

Bu teklif karşısında henüz şefkate muhtaç yaşta bulunan Büceyr'in gözlerinin içi güldü. Üzüntüsünü, kederini unuttu ve babasız kalmanın verdiği eziklik duygusundan kurtularak, "Babam anam sana feda olsun yâ Resûlallah!.. Razı olurum elbet!.."186 diyerek sevincini izhar etti.

Resûli Ekrem, şefkatli elleriyle sevimli çocuğun başını okşadı ve, "Adın ne?" diye sordu.

Çocuk, "Büceyr..." dedi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, "Hayır!.. Sen, Beşir'sin!" buyurarak ismini değiştirdi.

Peygamberimizin kendisine verdiği yeni ismiyle Beşir, sonradan şöyle diyecektir:

"Başımda Resûlullah'ın elinin değdiği yerlerdeki saçlarım siyah kaldı, diğer taraftaki saçlarım ağardı. Dilimde pelteklik vardı; peltekliğim de o andan itibaren geçti gitti!"

Üveysilik Yolunda Sevgililer Sevgilisi


Efendimizin Dünyaya Gelişine Kadar Olan Hadiseler
 
Efendimizin Pak Nesebleri
Efendimizin Meşhur Dedeleri
Abdullah
Fil Vakası

Efendimizin Dünyaya Gelişi ve Çocukluğu
 
Efendimizin Dünyaya Teşrifi
Efendimizin Sütanneye Verilmesi
Efendimiz Sadoğulları Yurdunda
Efendimizin Annesine Getirilmesi ve Annesinin Vefatı
Efendimiz Dedesi Abdulmuttalib'in Yanında


Efendimizin 12 Yaşından 38 Yaşına Kadar Olan Hayatı
 
Amcasıyla Şam'a Gidişi
Hz. Haticeyle Evlenmesi
Zeyd Bin Harise'yi Azad Etmesi ve Hz.Ali'yi Yanına Alması
Kabe'nin Yeniden İmarı

Risaletinden Önce İnsanlığın ve Dünyanın Durumu
 
İnsanlığın ve Dünyanın Durumu
Arabistan'nın Durumu
Kuss B.Saide Efendimizi Haber Veriyor

Efendimize Peygamberlik Vazifesinin Verilmesi




İlk Müslümanlar ve Maruz Kaldıkları İşkenceler
 
Hz.Hatice, Hz. Ebubekir ve Hz.Ali'nin Müslüman Oluşu
Gizli Davetin Hız Kazanması ve Hz.Bilal'a Yapılan İşkenceler
Hz.Osman,Talha B.Ubeydullah, Halid B.Sad İslam'a Girmeleri
Sad B.Ebi Vakkas, Ebu Zerr-i Gıfari, Habbab B. Eret'in İslam'a Girmeleri

Aleni Davet
 
Efendimizin Peygamberliğini Açıklaması
Efendimize Hakaret ve Eziyetler
Müşriklerin Ebu Talib'e Şikayetleri ve Yeni İstekleri
Hz. Hamza ve Hz. Ömer'in İslam'a Girmeleri
Habeşistan'a Hicret
Şakkı Kamer Mucizesi
Boykot
Hüzün Yılı
Hz. Aişe İle Nişanlanması ve Hz. Sevdeyle Evlenmesi
Taif'e Gidişleri Ve Mekke'ye Geri Dönüşleri
İsra ve Miraç Mucizesi
Medineli İlk Müslümanlar ve Akabe Biatları
Medine'ye Hicret'in Başlaması Ve Hz. Ömer'in Hicreti

Efendimizin Medine'ye Hicreti
Efendimizin Hicreti
Efendimizin Medine'ye Gelişi
Mekke Devrinin Hülasası

Hicretin 1. Yılı
 
Medine ve Ahalisi
Müşriklerin Tehdidi
Muhacirlerle Ensar Arasında Kardeşlik Kurulması
Mescid-i Nebevi'nin İnşası
Hanunüil-Ciz Mucizesi
Ezanın Meşru Kılınması
Efendimizin Ev Halkını Mekke'den Getirtmesi
Ashabı Suffa
İlk İslam Devleti
Müşriklere Mukabeleye İzin Verilmesi
Hicretin 1. Senesinin Diğer Mühim Bazı Hadiseleri

Hicretin 2. Yılı
  Buvat, Safevan ve Uşeyre Gazası
  Abdullah B.Cahş Seriyyesi
  Kıblenin Mescid-i Haram'a Çevrilmesi
  Bedir Muhaberesi
  Bedir Muhaberesi Neticesi
  Münafıkların Ortaya Çıkışı
  Beni Kaynuka Gazası
  Sevik Gazvesi
  Hicretin 2. Senesinin Diğer Mühim Bazı Hadiseleri
Hicretin 3. Yılı
  Gatafan Gazası ve Karde Seriyyesi
  Efendimizin Hz. Hafsa ve Hz. Zeyneb'le Evlenmesi
  Uhud Muharebesi
  İslam Ordusu Uhud'da
  Uhud Harbinin Seyrini Değiştiren Hadise
  Hazin Netice
  Hamraül Esed Seferi
  Uhud Mağlubiyetinin Bazı Hikmetler
  Hicretin 4. Yılı
  Reci Vakası ve Bir'i Mauna Faciası
  Beni Nadir, Zatürrika ve Bedrül Mevid Gazası
  Efendimizin Ümmü Selemeyle Evlenmesi
  Hicretin 4. Senesinin Diğer Mühim Bazı Hadiseleri
  Hicretin 5. Yılı
  Dümetül Cendel ve Beni Müstalik Gazası
  Efendimizin Hz. Zeyneb ve Hz. Cüveyriye'yle Evlenmesi
  İfk Hadisesi
  Hendek Muharebesi
  Hendek Kazı İşinin Tamamlanması
  Harbin Başlaması
  Hicretin 5. Senesinin Diğer Mühim Bazı Hadiseleri
  Hicretin 6. Yılı
  Kurata, Beni Lihyanve İs Seferleri ve Gabe Gazası
  Umre Seferi ve İlk Yağmur Duası
  Hudeybiye Anlaşması
  Müslümanların Sadâkat İmtihanı
  Hudeybiye Anlaşmasına Kısa Bir Bakış
  Hicretin 7. Yılı
  Efendimizin Hükümdarları İslam'a Daveti
  Necaşi ve Heraklus'un İslam'a Davet Edilmesi
  Kisra ve Mukavkıs'ın İslam'a Davet Edilmesi
  Gassan Hükümdarı ve Yemame Emiri'nin İslam'a Davet Edilmesi
  Hayber'in Fethi
  Netice
  Kaza Umresi
  Hicretin 7. Senesinin Diğer Mühim Bazı Hadiseleri
  Hicretin 8. Yılı
  Hz.Zeyneb'in Vefatı
  Üç Meşhur Şahsiyetin Müslüman Olmaları
  Mute Muharebesi
  Beni Mürre, Zatü's-Selasil ve Sifü'l-Bahr Seferleri
  Mekke'nin Fethi
  İslam Ordusu Mekke Yolunda
  Mekke'ye Giriş Hazırlığı
  Peygamberimizin İkinci Hutbesi
  Huneyn Muharebesi
  Taif Kuşatması
  Umman ve Bahreyn Hükümdarlarının Müslüman Oluşu
  Hicretin 8. Senesinin Diğer Mühim Bazı Hadiseleri
  Hicretin 9. Yılı
  Hicretin 9. Senesindeki Mühim Bazı Hadiseleri - 1
  Hicretin 9. Senesindeki Mühim Bazı Hadiseleri - 2
  Hicretin 9. Senesindeki Mühim Bazı Hadiseleri - 3
  Tebük Gazası
  İslâm Ordusu, Tebük'te
  Tebük'ten Ayrılış
  Hicretin 10. Yılı
  Hicretin 10. Senesindeki Mühim Bazı Hadiseleri - 1
  Hicretin 10. Senesindeki Mühim Bazı Hadiseleri - 2
  Veda Haccı
  Hicretin 11. Yılı
  Usame Ordusu
  Peygamberimizin Hastalanması
  Vefatından Bir Gün Evvel
  O Pazartesi
  Vefattan Sonra

WWW www.uveysilikyolu.com