Nevşehirli Hacı Abdullah Baba Hz.lerinin Hayatları
Davamız İrşaddır. Davamız İnsanlara İyi Ahlakı, İslamı, Edebi, Terbiyeyi, İnancı, Ögretmek ve Yaşatmaktır .
Abdullah Gürbüz (ks)



Sema Sefa,
Cana Sifa,
Ruha Gıdadır
.

  Abdullahbaba.com
  Mevlanadostu.com   Rufaiyolu.com
  Abdullahbaba radyo

HADİM-ÜL FUKARA ABDULLAH GÜRBÜZ (ks)
HZ.LERİNİN GENÇLİK DÖNEMİ

Abdullah Baba (ks) genç yaşta ticarete atılmış ve henüz on yedi yaşında iken muhterem zevceleri Âmine Hanım ile evlenmişlerdir. Üçü kız üçü erkek, altı çocukları olmuştur. Fakat Züleyha (Cemanur) ismindeki kızları iki yaşında Çiçek hastalığından dolayı vefat etmiştir. Efendi Hazretlerinin, çocuklarının isimleri tarihleri ile birlikte şöyledir;

       1953 yılında büyük kızı Hatice dünyaya gelmiştir. Bundan sonra yedi yıl çocukları olmamış, 1960 yılında, ikinci çocuğu Hasan dünyaya gelmiştir. 1964 yılında ortanca kızı Aişe ve 1966 yılında da küçük oğlu Nuh Naci dünyaya gelmiştir.1953 yılında askere giden Efendi Hazretlerinin, askerde iken bir kızı bir de oğlu dünyaya gelmiştir. Kızı, yukarıda bahsettiğimiz, Hatice’dir. Oğlunun ismi ise Ebubekir-i’dir. Fakat oğlu vefat etmiştir

          1956 da askerlik vazifesini tamamlayan Abdullah Baba, memleketine döndükten sonra, bir yandan ailesinin nafakasını kazanmak ile uğraşırken, asıl gayesi olan Allah’a kulluk görevini yerine getirmek için ibadetlerine devam ediyor, ilim kitapları okuyordu. Buna Said-i Nursi Bediüzzaman Hazretlerinin, Risale-i Nur kitaplarını okuyarak başlayan üstadımız aradığını bulamıyordu. İçindeki yangını söndürecek çareyi arıyordu. Sürekli bir çıkış yolu arayan muhterem üstadımız, tasavvuf yoluna girişine vesile olan yaşadığı hadiseleri bize şöyle anlatmıştır:
      1956 da askerden geldikten sonra bir müddet Bediüzzaman Hazretleri’nin Risale-i Nur Külliyatını okumaya devam ettim. O dönemlerde Memleketimizde tasavvufi yönden çalışmalar yapan cemaatler yok idi. Ben de buna çok üzülürdüm.
        Fatihayı Şerife yi her okuduğumda bir titreme hâsıl olurdu:
       “Ya Rabbi ne olur şu mübarek âyet-i kerimede geçen, inam ettiğin, ihsan ettiğin, övdüğün, Sırat-i Müstakim üzere giden o nurlu yola bizi de dâhil eyle”, diye sürekli Allah-u Teâlâ Hazretlerine dua ederdim. Değişik şekillerde rüyalar görür, gece gördüğüm rüyaların aynısını gündüz yaşardım. Rüyalarım hep sahiha olurdu. Bunun yanında peygamberlerin hayatlarını okur, hep hayatını okuduğum Peygamber Efendilerimiz ile rüyamda görüşürdüm.
      Yine Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur kitaplarını okuduğum dönem içerisinde, bir gece rüyamda Ay’a çıktım. Ay’ın cismi beyaz ve kayalıktı, toprağı, bizim Nevşehir’in ilçesi Avanos’un toprağına benziyordu. Said-i Nursi Hz.leri, Risale-i Nur okuyanların ihlâslı olanlarını davet etmiş, herkes oraya toplanmıştı. Ben de o topluluğun ön tarafında duruyordum. Bu esnada Said-i Nursi Hz.leri beyaz bir elbise, üzerine beyaz bir cübbe giymiş, başında beyaz takke, beyaz sarık, bıyıkları kısa kesilmiş, heybetli bir şekilde geldi, selam verdi. Selamını aldıktan sonra:
      “Elhamdülillah, senin gibi bir evliyayı gördüm” dedim. Bu esnada dizlerimde derman kalmadı, olduğum yere oturdum.
        Said-i Nursi Hz.leri diğer topluluğun yanına gidip selam verdi, daha sonra benim karşıma geçip namazda oturur gibi oturdu. Ben de:
      “Ya Rabbi! Zamanın evliyasının karşısında oturuyorum benim günahımı affet. Seni nasıl zikretsem de, bu evliyan beni sevse” diye dua ettim. O anda kalbimden;
    “Estağfurullah el-aziym” demek geldi. Sonra “Bismillahirrahmanırrahiym”, “Salâvat-ı Şerife”, “La ilahe illallah”, “Allah Allah”, “Hay Hay”, “Hu Hu” diye tarikat ehli gibi zikir yapmaya başladım. Bu arada dizlerim yerden kesilip, havalanmaya başladım. Said-i Nursi Hz.lerinin hizasını geçince, dedim ki;
       “Uçayım da etrafında sema edeyim”, “Hay Allah” diye etrafında pike yapar gibi uçmaya başladım. Bir müddet döndükten sonra, Said-i Nursi Hz.leri; kalben;
        “Aşağıya in”, işareti verdi. Yine kalben;
        “İn evladım yeter”, dedi.
        İndikten sonra karşısına geçip rabıta halinde durdum.
        Said-i Nursi Hz.leri:
        ─ Evladım, bir Mürşidi Kamil bulacaksın. Kadir-i tarikatına müntesip olacaksın. Senin risalen tamam, dedi. Ben de kendisine:
        ─  Efendim ayrılmak istemiyorum, dediysem de; o mübarek zât:
         ─  Hayır, evladım sen istihare yap,  dedi.
         ─  Peki, Efendim, dedim ve uyandım.
        Ertesi gün evimize, Beyazın Şıh Ağa lakabında, her insanla fazla konuşmayan, Ramazan Ayında itikâfa giren, dili biraz kekeme olan o zât geldi. Arada bir ziyaretimize gelen Şıh Ağa, annemin de üstadı olan Aksaraylı Hacı Ahmet babaya bağlıydı.
         ─  Hoş geldin Şıh Ağa, buyur içeri gir, dedim.
         ─ Sağ ol Abdullah, ben bağa gidiyorum, girmeyeyim. Sen, bugün rüyanda ne gördün? Onu anlat, dedi. Rüyam ona malum olmuştu.
        Ben de kendisine görmüş olduğum rüyamı anlattım. Şıh Ağa cebinden bir kâğıt çıkardı:
         ─ Abdullah, bu ders Abdülkadir Geylani Hz.lerinin dersidir, buna iyi çalış, diye nasihat etti. Bana verdiği ders annemin dersinin aynısıydı.

 

İstemez misin Dünya Onların, Ahiret Bizim Olsun ?