Nevşehirli Hacı Abdullah Baba Hz.lerinin Hayatları
Davamız İrşaddır. Davamız İnsanlara İyi Ahlakı, İslamı, Edebi, Terbiyeyi, İnancı, Ögretmek ve Yaşatmaktır .
Abdullah Gürbüz (ks)



Sema Sefa,
Cana Sifa,
Ruha Gıdadır
.

  Abdullahbaba.com
  Mevlanadostu.com   Rufaiyolu.com
  Abdullahbaba radyo

 

MUHAMMED BİLAL NADİR HZ.LERİ
(rahmetullahi aleyh)
(1895–1969)

          Muhammed Bilal Nadir Hz.leri, Gaziantep İli’nin, İslâhiye İlçesinde o günkü ismiyle Erikli Belen Köyünde, 1895 yılında dünyaya şeref vermişlerdir. Bilal Nadir Hz.lerinin babası Abdullah Efendi zengin ve eşraftan bir zât idi.
           Abdullah Efendinin önceki hanımından çocuğu olmadığı için tekrar evlenmiş, ondan da çocuğu olmamıştır. Abdullah Efendi bunun üzerine, Allah-u Teâlâ’ya, kendisine hayırlı bir evlat vermesi için dualar eder, koyunlar kestirir, fakir fukaraya dağıtırmış. Hayır ve hasenatta bulunurmuş. Nihayet Hak Teâlâ ilk hanımından bir erkek evlat vermiştir.
            Abdullah Efendi devrin âlimlerine çocuğun ismini koymak için müracaat etmiş. Zamanın âlimleri, nur yumağı olan bu yavruya, Peygamberimizin ve onun şerefli müezzini Bilal-i Habeşi Hazretleri’nin ismini vermeyi uygun görmüştür. Böylece “Muhammed Bilal” ismi verilmiştir.
            Abdullah Efendi, oğlunun iyi bir eğitim görmesini istemiştir. Bunun içinde kendisi yaylada kalmasına rağmen, kış günlerinde oğlunu atına bindirip, köy imamından Kur-an eğitimi alması için köye götürmüş ve çocuğunun eğitimi ile yakından ilgilenmiştir. Nuru cihanı aydınlatacak olan Muhammed Bilal; küçük yaşta Kur’an-ı Kerim’i öğrenmiş ve on beş yaşına geldiğinde, babası Abdullah Efendi’yi kaybetmiştir.
            Artık evin geçimi kendi üzerine kalmıştır. Tüccarlık, çerçicilik, çiftçilik gibi çeşitli mesleklerde çalışarak büyük bir gayretle dünya hayatını kazanırken, öte yandan da içinde oluşan kemalat arzusu sebebi ile derin tefekkürlere dalmakta, bunun için, kendisini Hakk’ a vasıl edecek kâmil bir şeyh aramaktadır. Gaziantep’e, Kahramanmaraş’a ve daha birçok illerdeki şeyhlere gider. Kalbini mutmain edici bir şeyh bulamaz. Nihayet terki dünya etmiş ve aynı gayeyle yola çıkmış Sivaslı Osman Efendi isminde bir dervişle karşılaşır. Birlikte yola düşerek kendilerini matluba eriştirecek kâmil bir şeyh bulmak için Suriye’ye, Şam’a, Halep’e, Bağdat’a giderler. Fakat oralarda da uygun vasıfta kâmil birini bulamazlar. En son Hulefa-i Kadir-iden Şeyh Hafız Ali Efendi’ye gider.
            O büyük zât Bilal Nadir-i Hazretlerine:
            “Evladım Bilal, senin maneviyatın Veysel Karani Hazretlerine benziyor, maneviyatını ben tartamıyorum” der.
            Artık, bundan sonra Muhammed Bilal Nadir-i (ks) Hazretleri sürekli olarak, Antep de bulunan Hz. Peygamber (sav)’in güzide ashabı ve sancaktarı Ukkaşe (ra) Hazretlerinin türbesine gider. Vaktinin büyük bir kısmını, Ukkaşe (ra) Hazretlerinin yanında zikir, ibadet ve tefekkür ile geçirir, sürekli gözyaşı döker.

Ukkaşe (ra) Hazretleri
 
            Cennet ehlinden olmak için Hz. Peygamberden dua isteyen Ukkaşe (ra) Hz.leri; Ashabı kiramın büyüklerinden ve bedir ashabındandır.

ukkaşa Hz.leri

            Fazilet erbabı olup yaradılışı, ahlakı ve huyu çok güzeldi. Medine muhacirlerinden olup, çok meşakkatler çeken sahabelerdendir.
            Ukkaşe (ra) Hz.leri Peygamber (sav) Efendimizin üç sancaktarından biriydi. Harbe gidilirken atlı birliklerin, okçu birliklerin ve yaya olan birliklerin sancağı ayrı ayrı olurdu. Yaya birliklerinin sancağını Ukkaşe (ra) taşırdı.

Hz.Ukkaşe (ra) İle İlgili Hz. Peygamberin (sav)
Bir Mucizesi

            Rasulullah(sav) Efendimizin yanında, Hz. Hamza (ra) ve Hz. Ali (ra) Efendimizin komutasında Bedir savaşına katılmıştır. Bedir savaşı esnasında kılıcı kırılmış. Hz. Peygamber (sav) kırılan kılıcına mukabil ona hurma dalı vermiştir. Peygamberimizin mucizesiyle hurma dalı keskin bir kılıç olmuştur. Daha sonra Uhud, Hendek gibi savaşlara da aynı kılıçla katılmış. Hayatı boyunca büyük zorluklarla karşılaşmış ve yılmadan mücadelesine devam etmiştir. Yaşadığı müddetçe de peygamber mucizesi bu kılıç ile savaşlara katılmıştır.
            Ebu Hureyre (ra) ve İbni Abbas (ra) , Ukkaşe (ra) hakkında, hadisler rivayet etmişlerdir. Ukkaşe (ra) erkeklerin en güzeli ve ahlaklısı olarak tavsif edilmiştir.
            Peygamber (sav) Efendimiz sağlığında iken Ukkaşe (ra)’a “Cennet ehliden” olması için dua etmiştir.

Hz.Ukkaşe(ra)’nin Hz. Peygamber(sav)’in Nübüvvet Mührünü
Görmesi ve Öpmesi
           
            İbni Abbas (ra) anlatıyor:
            Peygamber (sav) Efendimiz “Nasr suresi” nazil olunca vefatının yaklaştığını anladı. Rasulullah dünyadaki son günlerinde idi. Hz.Bilal’e bütün ashabının Mescid-i Nebevi’de toplanmasını emreyledi.
            Daha sonra iki rekât namaz kıldı ve hutbeye çıkarak şöyle buyurdu;
            ─ Bugün benim dünyamın sonu ve ahiretimin ilk günüdür. Allah-ü Teâlâ beni dünya ve ahiret arasında muhayyer bıraktı. Ben de ahireti tercih ettim. Ben sizlere Nebi ve nasihat edici idim. Bu vazifeyi kendiliğimden değil, Allah’ın emri ile yerine getirdim. Allah tarafından görevlendirilmiş idim. Şimdi aranızdan ebediyen ayrılıyorum.
            Bir gün gelecek ki; o gün ana ve baba evladından kaçacak. Boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hakkını alacak. O gün gelmeden eğer içinizden birine vurdum ise işte buradayım, gelsin benden hakkını alsın, diyerek üç defa tekrar eder.
            Bunun üzerine Ukkaşe (ra) Hz.leri ayağa kalkarak:
            ─ Anam, babam size feda olsun Ya Rasulullah! Üç seferdir and verip “bende hakkı olan varsa gelsin”, buyurdunuz. Böyle ısrar etmeseydiniz, bir talepte bulunmayacaktım. Hâşâ sizden davacı değilim fakat emrinize istinaden buraya geldim. Tebük Seferinden sonra Hazid Muharebesinde benim devem sizin devenizin yakınında idi. Devemden indim. Size yaklaşıp elinizden öpmek istedim. Sırtımı size döndüğüm de; o zaman tevazuunuzdan öpmemi engellemek için, sırtıma kamçı ile vurmuştunuz, der. Bunun üzerine          Peygamber (sav) Efendimiz:
            ─ Sende bana vur kırbacı, buyururlar.
O esnada bütün sahabe gözyaşları içerisinde Ukkaşe’yi caydırmaya çalışmaktadır. Ukkaşe (ra):
            ─ Ya Rasulullah! Benim üzerimde gömlek yoktu, der.
            Peygamber (sav) Efendimiz üzerindeki gömleğini çıkarır.
            Ukkaşe (ra) Hz.leri, Peygamber (sav) Efendimizin iki omuz küreği arasındaki nübüvvet mührünü görür görmez, kendinden geçerek “La ilahe İllallah Muhammedur Rasulullah” deyip gözyaşları arasında mührü öpme şerefine nail olur.
            ─ Ya Rasulullah! Maksadım hâşâ sizi kamçılamak değil nübüvvet mührünüzü öpebilmekti. Bunun için böyle bir yola başvurdum.
Bunun üzerine Cenabı Peygamber (sav) Efendimiz ashabına dönerek:
            ─ Ehli cennetten birini ve cennetteki komşumu görmek dilerseniz; bu zâta nazar ediniz ve ziyaret ediniz. O’nun nefesinde şifa vardır. Çünkü benim nübüvvet mührümü öptü, buyurur.
            Bu hadiseden sonra ashab ve Ehli beytin ona karşı hürmet ve sevgisi daha da arttı.
            Ukkaşe (ra) Hz.leri Peygamber (sav) Efendimiz vefat ettikten sonra Hz.Ebubekir-i döneminde ordu komutanlığı yapmıştı. O vefat ettikten sonra Hz. Ömer (ra) Efendimizin hilafetinde de aynı görevine devam etmişti.
            İslam orduları Hz. Ömer (ra)’in Hilafetinde Hz. Ali (kv)’nin başkomutanlığında zaferden zafere koşuyor; önüne çıkan bütün küffar ordularını alt ediyorlardı.
            Halep’in fethinden sonra İslam ordularına mukavemet edecek batıl güçler darmadağın olmuştu. Birçok koldan ilerleme sağlanabilir ve büyük bir coğrafya kısa sürede İslam ve iman vuslatına kavuşabilirdi. İşte bu yüzden Halid bin Velid (ra) Hz.leri fetih ordusunu onar bin kişilik birliklere ayırtıp birçok koldan ilerlemeyi emretmişti. İşte bu onar bin kişilik İslam fetih ordusu birliklerinin birine Ukkaşe (ra) Hz.leri getirilmişti. Bu birlik ve komutanı Antakya ve Hatay havalisini fethedip; İslam tebligatını yaparak, Kırıkhan ve İslâhiye’yi de aldıktan sonra, türbesinin bulunduğu güzergâh üzerinden Maraş ve Malatya’ya doğru ilerlemek istiyordu.
            Ancak buralara gelene kadar kendinden sayıca ve kuvvetçe üstün olan küffar ile çok çarpışmış, epeyce şehit vermişler ve yaralılar da çoğalmış kendisi de yaralanmış idi. Tam o esnada Halife Hz. Ömer’in bir kerameti ile karşılaştı.
            Bu keramet; taa Medine-i Münevvere de mescidin damı üzerinde iken, Hz. Ömer’in ileriye doğru işaret ederek ve bağırarak;
            “Ya Saria (Ukkaşe) El-Cebel El-Cebel (Ya Ukkaşe dağa çıkın)” emrini vermesi idi. Hz.Ukkaşe bu emri ve işareti alınca birliğine, çarpışarak dağa çıkmalarını emretti. Öncü olarak kendisi önce tepeye çıktı.
            Bu tepede hem ağır yaralı hem de yorgun ve bitkin olan Hz.Ukkaşe, arkasından gizlice yaklaşan bir keşiş tarafından, hançerlenip şehit olarak Rabbine kavuşmuştur. Hz. Ukkaşe şehit olduğunda yetmiş üç yaşında idi Daha sonra diğer İslam orduları yardıma yetişmiş ve küffar bozguna uğratılarak zafer kazanılmıştır.
            Daha sonra şehitlerin defin işlemleri yapıldı. Hz.Ukkaşe’nin ashabın içindeki mevkii çok yüksek ve Ehli Beyte yakınlığı olduğundan özellikle şehit olduğu bu mekâna defnedilmesi kararlaştırıldı. Hz.Ali (ra) bu şehadeti ve muharebeyi duyunca emrindeki diğer birliklerle buraya gelerek, Hz. Ömer (ra)’in de mesajı üzerine Ukkaşe (ra)’ı bu mekâna ve makama defnettiler;

Sakın, terki edepten ey! Makam-ı evliya’dır bu
Nübüvvet Mührü’nü öpen Eshab-ı Mustafa’dır bu
Elini göksüne koy da, gir bu dergâha ey mümin
Muhibbi mürşidi âlem, sipaha evliyadır bu

Budur Ukkaşe bin Muhassin, şehidi Hak envarı
Fetih ordusu kumandanı, güruhu evliyadır bu
İmamı Ali emrinde, Ömer’ul Faruk zamanında
Yüzün sür payine Ethem, şehidi kibriyadır bu.

                                                                                  İlel Cennet-i Ebeda…

 

            Bilal Baba, Ukkaşe (ra) Hazretlerinin yanında huzur buluyor, onun maneviyatından istifade etmeye çalışıyordu. Yine, böyle bir gün Ukkaşe (ra) Hz.lerinin huzurunda iken, basiret gözü açılan Bilal Nadir Hz.leri, Ukkaşe (ra) Hz.lerinin maneviyatı ile tanışmış ve tek gayesi olan Allah’a kulluk makamına ulaşabilmek için nefsi ile çetin bir mücadeleye girmiştir.
            Allah-u Teâlâ Hazretlerinin dostluk makamına ulaştırdığı zâtlar Peygamberlerden sonra en büyük sıkıntılara ve imtihanlara tabi tutulurlar. Zira Peygamber (sav) Hazretleri Hadisi Şeriflerinde;
            “Kim beni sevdiğini iddia ediyorsa, fakirliğe razı olsun. Kim Allah-u Teâlâ Hazretlerini sevdiğini iddia ediyorsa belaya razı olsun. Her kim Allah ve Resulünü sevdiğini iddia ediyorsa, hem fakirliğe hem de belaya rıza göstersin”, buyurmuştur.
            İşte o Allah’ın dostları başlarına gelen her türlü sıkıntıya sabretmişler, en büyük saâdetin ancak Allah’a (cc) muhabbette olduğunu bilmişlerdir.
            Bilal Nadir (ks) Hazretleri de genç yaştaki kardeşini kaybetmiştir. Kardeşinin vefatı hadisesini, şöyle anlatır;
            ─Kardeşim aniden ortadan kayboldu, günlerce aradık bulamadık. Arkadaşlarına sorduk. Onların da haberi yoktu.
            Kardeşim kayıp olalı beş altı gün geçmesine rağmen hâla haber alamamış idik. Daha sonra Ukkaşe (ra) Hazretlerinin Türbe-i Şeriflerini ziyarete gittim. Çok üzgündüm. O sırada Ukkaşe (ra) Hz.leri bana:
            ─ Evladım Bilal, fazla üzülme! Besmele-i Şerife çek ve çık, dedi.
            Ben de:
            ─ Bismillahirrahmanirrahiym, dedim. O anda Cennetin birinci katında kendimi buldum. Aynı askeriye nizamiyesi gibi, gayet tertipli bir yerdi. Oradaki görevliye, kardeşimi aradığımı söyledim. Bana:
            ─Bu isimde birisi burada yok, dediler. Oradan ikinci kata çıktık.
            ─İkinci katta da bu isimde bir şahıs yok, dediler.
            Oradan üçüncü kat cennete çıktım. İsmini okudular, biraz sonra kardeşim gayet güzel bir surette yanıma geldi. Yalnız, baş tarafında kan lekesi vardı. Eliyle yüzünü mesh etti. Yüzü pırıl pırıl oldu ve sonra şöyle devam etti;
            ─ Üzülme Ağabeycim! Benim rahatım burada çok iyi, ben şehit oldum. Biz o gün arkadaşlarla ava gitmiştik. Ben bir ara onlardan uzaklaştım. Onlar da beni av zannedip, ateş ettiler. Ben de orada şehit düştüm. Onların bundan dolayı bir vebali yok, davacı da değilim, dedi.
İşaret parmağını şöyle ileriye doğru uzattı. Flüoresan ışığı gibi bir ışık saçtı. Avlandıkları yerde, cenazesi iki kayanın arasında tertemiz duruyordu.
Daha sonra oradan ayrıldım. Bu manevi hal üzerimden geçtikten sonra kardeşimin bana tarif ettiği yerde yatarken cesedini buldum. Cenazesini aldık ve defnettik. (Allah rahmet eylesin).
             Tabi bu hadiseyi, kardeşimi vuran kişiler de duymuştu. Fakat onların bir suçu olmadığını ve onlardan davacı olmadığımızı söyledik.
            Günler günleri kovalıyor ve Bilal Babanın içindeki ilahi aşk gittikçe artıyordu.
            Ukkaşe (ra) Hazretlerinin manevi feyiz ve bereketi ile yetişip ondan istifade etmiş olan Muhammed Bilal (ks) Hazretlerine bir defasında, Gavs-ül Azam Seyyit Abdülkadir-i Geylani (ks) Hazretleri, nasıl yatacağını, nasıl uyuyacağını ve nasıl çalışacağını uzun uzadıya tarif eder.
            Bundan sonra Bilal Baba, yedi yıl tuzsuz arpa ekmeği yiyip riyazetle, mücahade etmiştir. Yedi sene riyazetten ve kırk günlük çileden sonra, kendisine manevi fetihler ihsan edilmiştir.
            Böylece Peygamber Efendimiz(sav)’in Veysel Karani’yi (ra) manevi olarak yetiştirdiği gibi, Ukkaşe (ra) Hz.’leri de Muhammed Bilal Nadir-i Hz.lerini yetiştirmişti. Rüyalarında Peygamberimizi, Cihar-ı yâri Güzin’i büyük velileri görerek onlardan da aldığı feyiz ile kısa zamanda kendisini yetiştirir ve kâmiller arasına girer. Kendisine de manevi olarak Rasulullah (sav) tarafından (Nadir) ismi verilmiştir. Böylesi zâtların ender yetişmesinden dolayı bu isme layık görülmüştür.
            Zira Hz. Peygamber (sav) Hazretleri, hadisi şeriflerinde bizleri bu konuda şu şekilde aydınlatmaktadır;
            “Benim ashabımın her biri gökteki yıldızlar gibidir, hangisine tutunursanız, kurtuluşa erersiniz”
            Artık, Muhammed Bilal Nadir-i (ks) Hazretleri denizlerin kendisine aktığı bir umman olur.
            Muhammed Bilal Nadir-i (ks) Hz.leri, manevi görev alışını şu şekilde anlatmaktadır;
            “Bir gün rüyamda; Bütün peygamberlerin, sahabelerin, evliyaların ve pek çok mübarek insanın hazır bulunduğu bir yerde iken, bana imamlık yapmamı söylediler.
Ben de:
            ─ Bu zâtların hepsi, kabir ehlidir. Ben onlara namaz kıldırmaya hayâ ederim. En iyisi onlara dua edeyim, dedim. Tam o sırada, Peygamber (sav) Hazretleri, elinde bir taç ve bir cübbe ile geldi. Cübbeyi ve tacı giydirdi ve bana namaz kıldırmamı emretti. Namazı kıldırdıktan sonra, iki cihan serveri Fahri Kâinat Efendimiz (sav), şöyle buyurdu:
            ─ Evladım Bilal, senin maneviyatın nadirattandır. Bundan sonra senin ismin “Nadir-i” buyurdular. Ümmetime Hakkı anlat ve sabrı tavsiye et, iyiliği emret, kötülükten men et, ümmetimi irşat ile vazifelisin, buyurduktan sonra;
            Seyyid Abdulkadir Geylani, Muhammed Bahaeddin Nakşibendî ve Seyyid Ahmed-i Rufai Hz.lerinden ders vermeye yetkili kıldılar.
            Bu hadiseden sonra, Ukkaşe (ra) Hazretlerinin türbe-i şeriflerine gittim. Daha önceleri mübareği ziyarete gittiğimde, kendisi yanı üzerine yatar bir vaziyette iken görüşürdük. Bu görev verildikten sonra yanına gittiğimde toparlanarak bana;
            “Hoşgeldin Mürşitlerin Kâmil-i” dedi”.
           Antepli Bilal Nadir Hz.leri bir sohbetlerinde şöyle anlatmıştır:
            “Kardeşlerim! Size “Üstadınız Üstadı kimdir” diye sorarlarsa Veysel Karani Hz.leri dersiniz. Biz üveysiyiz. Bizi her yönü ile irşad eden Veysel Karani Hz.leridir. Manevi feyzinden istifade ettiğimiz zât ise Hz. Ukkaşe (ra) dır” buyurmuşlardır.
            Bilal Nadir (ks) Hazretleri, yaşadığı müddet Hakkın hâkimiyeti için çalışmış, insanların ıslahı için gayret göstermiş. Pek çok sarhoşun hidayetine vesile olmuştur. Birçok ruh hastalarının ve devasız hastalıklara müptela olmuş zavallıların, şifa bulmasına vesile olmuştur. Kırık kalplerin, yıkık gönüllerin mimarı olmuş bir gönül sultanı idi.
            Hayatı bütünüyle Hak mücadelesi ile geçen Bilal Nadir (ks) Hazretleri, sadece tasavvuf yolunda mücadele vermemiş; aynı zamanda memleketimizin düşman istilasına uğradığı o dönemlerde 1.Dünya Harbine de iştirak etmiştir. Etrafında oluşturduğu yirmi kişilik bir grup ile Fransızları günlerce oyalayarak düşmana büyük zayiatlar verdirmiştir. Tarihin cilvesine bakın ki, memleketi için canını ortaya koyan büyük bir mücahit, bir zaman gelmiş, ‘vatanı bölme suçundan mahkeme’ de yargılanmıştır. Otuz altı defa tevkif, elli dört defa nezarete alınmış ve yüzden fazla da ifade vermiştir. Daha sonra da, on sene Giresun'a ve iki sene de İstanbul' a sürgüne gönderilmiştir. Giresun’da 1936 ve 1946 seneleri arasında, İstanbul’da ise 1954 ve 1956 yılları arasında sürgünde kalmıştır. Her hapis yatmasında, her sürgüne gitmesinde, biraz daha tanınmıştır.
             Bir gün Giresun’a sürgüne gönderilirken yolda hanımı Bilal Babaya:
            ─  Hep bu başımıza gelenler, senin bu müritlerinin yüzünden, der.
             Bilal Baba da:
            ─  Evet, hanım, artık bundan sonra bu işleri bırakacağım, diye cevap verir.
             Bunun üzerine hanımı:
            ─  Ciddi mi söylüyorsun? Diye sorar.
            Bilal Baba da:
            ─  Evet, der.
            Hanımı;
            ─  Aman Efendi! Bir eve acı, ekşi, tatlı, tuzlu, hepsi lazım. İyi müritlerin tatlı gibidir. Diğerleri de; tuzlu, acı ve ekşi gibidir. Bunlar olmadan nasıl ev hayatı devam etmezse, ihvanlar olmadan biz yapamayız, der.
            Bilal Nadir (ks) Hazretleri de:
            ─  Hanım, ben de seni imtihan için böyle söyledim, cevabını verir.

 

İstemez misin Dünya Onların, Ahiret Bizim Olsun ?